03:44 22.07.2017

BEYPAZARI



<Temmuz 2017>
PtSaÇaPeCuCtPz
262728293012
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31123456

 

Beypazarı Tarihi

İLK ÇAĞLARDA BEYPAZARI:
Anadolu'daki insanlık tarihi, arkeolojik araştırmalarda bulunan kalıntı ve izler dikkate alındığında, özellikle antalya kıyılarındaki Karain mağarası, Beldibi, Belbaşı, Öküzini, Kumbucağı mağaraları ile Alanya' daki Kadıini, Isparta' daki Kapalıin ve Hatay' daki Mağaracık mağaralarındaki incelemeler sonucunda onbinlerce yıl öncesine kadar uzandığına dair bilgiler vardır.
      İç Anadolu'da Ankara'nın batısında bulunan Beypazarı'nın da çok eski bir tarihe sahip olduğu tarihi belge ve kalıntılardan anlaşılmaktadır.Yapılan inceleme ve araştırmalara göre çeşitli milletlerin gelip geçtiği ve hüküm sürdükleri görülmektedir. İnözü vadisine oyulmuş mağaralar, Kızılöz bölgesinde eski zamana ait buluntular, Kırbaşı'nda görülen Höyükler de yerleşimin eskiliğini ispat etmektedir. Bölgede ilk yerleşmeler Sarıtepe ve Derbentçik köylerinde olmuş özellikle Sarıtepe'de bulunan çanak, çömlek, bina temelleri ve kiremit parçaları oldukça önemli ve değerli bulgulardandır. ancak daha sonra emniyet açısından bu yerleşmeler Karcıkaya'ya kaydırılmıştır. Bu bölgenin üst kısımlarındaki "Karınca Mahallesine" ait kalıntılar günümüze kadar durabilmiştir. O zaman ki duruma göre kolay müdafaa edilebilmesi, iklimin mutedil olması, ziraate elverişli bir durumda bulunması, 2000 yıldan beri Avrupa'dan Kudüs'e giden hacıların, İstanbul'dan Bağdat'a giden kafilelerin uğrğı olan tarihi Bağdat yolunun (Kral Yolu) geçmesi sayesinde Beypazarı yerleşim için elverişli şartların toplandığı bir yer olarak görülmektedir. Roma ve Bizanslılar zamanında bu yolların daha da artmış, Roma'dan gelen memurlar, seyyahlar ve tüccarlar bu yolu takip ederek Bağdat'a kadar gitmişlerdir. Yine Sakarya hazvası Galatya şehirlerinden Bursa ve Ankara arasında bulunan ve yegane ulşımı sağlayan yol da Beypazarı'ndan geçmekteydi.
Beypazarı ve çevresinde yaşadıkları bilinen en eski halk; Orta batı Anadolu'da lokalize olan, Hint - Avrupa kökenli
Luwi'lerdir. Luwi'lerin İ.Ö. 3.000. yılın ikinci yarısında Anadolu'ya girdikleri sanılmaktadır. Hitit metinlerinde Luwi ülkesi uzak bir memleket olarak belirtilir Bu halk'ın kullandığı dile de Luwice denilmektedir ki, bu dil aynı zamanda Hititçe'yi de büyük oranda etkilemiştir.
     Bunlardan sonra Kızılırmak kavisi içinde yaşamış olan Hatti ve Hurri'lerin Beypazarı ve çevresinin en eski sakinlerinden oldukları tarihi belgelerden anlaşılmaktadır.
     Madencilikte çok ileri gitikleri söylenen Luwi ve Hatti'lerin bölgede yeraltında açtıkları maden ocaklarını da görmek mümkündür. Özellikle Beypazarı İmözü kayalarına yakın yerlerde antik antik maden işletmesi kalıntıları vardır. Hitiler ile akraba olan Luwi'ler yeni gelenlerin etkisiyle güneye çekilmişler ve M.Ö. 1200 yıllarından sonra da etkinliklerini kaybetseler de varlıklarını koruyabilmişlerdir. Daha sonra Beypazarı ve Çevresinde Hititler egemen olmuşlar ve Hitit İmparatorluğundan sonra da Orta Anadolu'da ikinci büyük devlet
Frig'lerdir(İ.Ö. 750) İ.Ö. 8. yüzyılda güçlü bir devlet olan Antik Frigya bölgesinde Anadolu koyun ve keçilerinin yünü oldukça ünli ve çok kaliteliydi. Bu yün bugün bile Ankara ve Özellikle Beypazarı ile çevresinde yetiştirilen keçilerden elde edilen ve moher diye bilinen keçi yünü Dünya'da fazlasıyla meşhurdur, ayrıca Hititler döneminde yapılan taş kabartmalarda tiftik keçisi motiflerine rastlanılması bu düşünceyi doğrulamaktadır. I. yüzyılda yaşamış olan Plinius Friglerin moherden işlemeli kumaşlar dokuduklarından bahsedilmiştir.
    Bir nevi Anıt Mezar olan tümülüsler de Friglerin karakteristik yapılarından olup, Beypazarı yakınlarındaki Gordion, Frig tümülüslerinin güzel bir örneğini teşkil etmektedir. Tahirler köyüne yakın iki tarihi taş kalenin (Poyrazoğlu ve Kızların sekisi) kalıntılarının bulunması, seramik delillere dayanıldığında bu kalelerin tarih olarak Hitit ve Frigya dönemine ait olup Roma ve Genç Roma zamanlarında da kullanıldığı ortaya çıkmıştır.

Friglerden sonra Beypazarı yöresinde Sakarya nehri (Sangarios) civarında yaşayan müstakil bir devlet kuramayan ancak yabancı ordularda ücretli asker olarak çarpışan Galat'lar (İ.Ö. 3.Y.Y) hakimiyet sağlamışlardır. 2. ve 3. Yüzyıllarda doğudaki savaşların önem kazanması ve yolların daha çok kullanılması sonucu bölge, orduların durak ve ikmal yaptıkları bir yöre olarak gelişmiş ve Anadolu'nun koruma sisteminin merkezi haline dönüşmüştür. Galat'ların üç boyundan biri olan Tektosaylar başkentleri olarak, Beypazarı yakınlarındaki Ankyra (Ankara)'yı kullanmışlardır. Galat'lardan sonra bölgede yaşamış olan Romalılar zamanında Beypazarı civarında Dadastana diye bir kentçiğin varlığı biliniyor. 4. yüzyılda Saray erkanı, resmi ulklar, askerler ve din adamları bölgeden devamlı geçen bir trafik oluşturmaktaydılar, nitekim M.S. 364 yılında Ankara'dan İstanbul'a giden Roma ordusu buradan geçiş sırasında İmparator İovianus burada ölmüştür. M.S. 491 - 518 yılları arasında hüküm süren Bizans İmparatoru Anastasios IV - V yüzyıldan itibaren bir Piskoposluk merkezi olan Gordioukome - Ankyra yolu üzerindeki Galatia - Consularis yöresi içindeki yer alan Lagania'yı ziyaret etmiş ve bu ziyaretin anısına burası Anastasiopolis olarak anılmaya başlanmıştır. Lagania adını resmi kayıtlarda ilk kullanan Plinius' dur. Bu ünlü coğrafya yazarı İ.S. 23 - 79 yılalrı arasında yaşadığına göre, kent tarihçesinin en azından o döneme uzandığı kanıtlanmış olmaktadır. Roma şehri Anastasiopolis'in (Dikmen Höyük) kalıntılarının yeniden incelenmesi, Beypazarı Medeniyet Müzesi'nde sergilenen Roma ve Bizans sikkeleri, M.S 4 - 12. yüzyıllar arasında bu Roma Şehrindeki iksisadi hayatın varlığını gösterir. Roma İmparatorluğu döneminde, Doğu - Batı doğrultusunda Teakya'dan başlayıp İznik'ten geçerek Beypazarı ve Ankara yöresine ulaşan anayol buradan da Kilikya ve Suriye2ye uzanıyordu. 600 lü yıllarda burada yaşayan Hristiyan Azizi Theodoros piskoposluk yapar ve yine burada ölür. Lagania'nın 12 mil batısında İstanbul'a giden yolun Aladağ çayını kestiği noktada Sykeon Köyü (Çayırhan) vardır. Theodoros burada doğmuş, Anastasiapolis' te yaşamıştır. Kirmir çayının Sakarya'ya birleştiği noktada Petobrigo, ayrıca Gürsöyük ve Mahmutlar arasında, Sakarya neheri kıyısında bir manastır kalıntısı 5 mil mesafede Aranuia Köyü, Çayırhan'da Aladağ Vadisine doğru birçok yerleşim yerlerinden bahsedilir. Bunlar Xeroniaca, Mozamea'dır. Bugün bile kullanılmakta olan İnözü Vadisinden başlayıp ilçe çarşısına, oradanda bostanlara kadar uzanan su kanalları Lagania döneminden yani Luwi'lerden kalan en canlı örnektir. Anadolu'da Bizans dönemi yol sisteminin gelişmesi ise 7. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmıştır. Bu yollar üzerinde belirli aralıklarla konaklama yerleri oluştutuldu ve farklı bölgelerden gelen asker grupları buralarda İmparatorluk ordusuna katıldılar. Yıllar süren bu savaş düzeni içinde İmparator ilkbaharda başkent Constantinople'dan yola çıkar. Yazın doğu sınırında savaşır, Sonbaharda aynı yol üzerinden başkente geri döner ve kışın birkaç ayını Başkentte geçirir, ertesi ilkbaharda yeni bir sefere daha çıkardı.

 

İPEK YOLU, KRAL YOLU VE TİCARET YOLLARINDA BEYPAZARI
     Ekonomik ilşilklerin tarihsel değişim süreci içinde Anadolu'da M.Ö. 7. yüzyıldan sonra Pazar ekonomisi gelişmeye başlamıştır. Bu tarihten sonra Pazar için üretime geçilmiş, tahıl üretimi, hayvancılık, meyvacılık, sebzecilik, dokumacılık, madencilik, zeytinyağı ve şarap yapımı gibi temel ekonomik eylemler belirli bölgelerde yoğunlaşmış ve gelişmiştir. Bu olgu bölgelerarası ticaretin gelişmesinde de önemli bir dinamik yaratmıştır. Bu farklı üretim alanlarının odak noktaları ise bir "Pazar yeri" olan kentlerdir. Diğer yanda, tacaretin gelişmesi arasında iki yönlü bir işlevsel ilişki söz konusudur. Ana ulaşım yolları üzerinde bulunan yerler bölgeler arası ticaretten, taşıma kolaylığı nedeni ile, en büyük payı alırlar.
      Genel çizgilerle tanımlanan bu ilişkiler içinde Beypazarı'nın çok eski dönemlerden başlayarak Anadolu'nun en önemli ulaşım yolları üzerinde bulunduğu hemen dikkati çekmektedir. Kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu kesin olarak kesin olarak bilinmemekle birlikte, bütün ilk çağ yerleşim yerlerinin yaşaması için gerekli üç koşul bölgede sağlanmış olamktadır; yerleşim yerini çevreleyen ova verimli bir tarım alanıdır, yerleşim yerinin kurulduğu sarp yamaçlı tepe düşman saldırılarına karşı korunma üstünlüğü sağlamaktadır ve yerleşim yeri için gerekli su yeterli ve yakındaki kaynaklardan sağlanmaktadır.
     Beypazarı, Ankara - İzmit - (Bursa) İstanbul yolu üzerindedir. Kara ulaşımı ve haberleşmenin kervanlarla ve ulaklarla yapıldığı bir dönemde Beypazarı ana ulaşım akslarının oldukça merkezi bir noktasında yer almaktadır.
      Anadolu'da XI. Yüzyılda Türkler ile Bizanslılar ve Haçlılar arasındaki savaşlar, ticaret yollarının güvenliğini bütünüyle ortadan kaldırmış ve ticaret engellenmiştir. Bu durum yüzyılın sonuna kadar sürdü.Selçuklular bölgede siyasi birliği kurduktan sonra Anadolu'da transit ticaret Selçuklu Sultanlarının Çabalarıyla, gümrük vergileri azaltıldı, zarara uğrayan tüccarlar bir çeşit devlet sigortası getirldi, yol güvenliği sağlandı ve ana ticaret yolları üzerinde büyük kervansaraylar, hanlar ve menzil yerleri yapılarak konaklama olanakları artırıldı. Yüzyıllar boyunca İpek yolu üzerinden ticaret kervanları gidip geldiler, ta ki deniz ticareti ile araçların gelişmesi ve artmasına kadar.
      Beypazarı'ndan geçen İstanbul - Bağdat - Halep - Tebriz ve Bursa - Tebriz - Bağdat - Halep İpek tolu Ankara'yı İstanbul ve Bursa'ya bağlıyor.
      XV. Yüzyılda Bursa önemli bir merkezdi. Bu yıllarda Hüdavendigar kayıtlarına göre Beypazarı Bursa'nın önce nahiyesi sonra kazasıydı. Beypazarı Bursa sancağının tarımsal ve hayvansal (et ,sof, tiftik vb.) ihtiyaçlarını karşılayan kazaların başında geliyordu.
      Ankara ve cşvarında üretilen kaliteli sofun da ipek yolu üzerinden ihracatının yapıldığı bilinmektedir. İpekyolu (İstanbul - Ankara - Bağdat) Ankara istikametinden, Kapıağzı'ndan girer Havalar Pınarı, Kumsüren Deresi ve Kumsüren bağları arasından, Boğazkesen Türbesinin önünden, İnözü deresi üstündeki Derbencik köprüsünden, Bostanlar arasındea Başçeşme önü Nerdibandede mahallesinden geçerek şehre girer. Rüstempaşa Mahallesi, Sultan Alaaddin camiinin kuzeyinden geçer ve Kale kapısından çıkar.

 

KRAL YOLU:
     Anadolu, eski çağların büyük kültür çevreleri ortasında bulunduğundan türlü memleketleri ve kıtaları bibirine bağlayarak bugünkü medeni hayatın gelişmesi bakımından, arz üzerinde hiçbir toprak parçasına nasip olmayan önemli bir rol oynamıştır. Yeni meydana çıkarılan eserler Orta Anadolu'nun Balkan yarımadası ile çok eski bir bağı olduğuna tanıklık eder. Bütün bu bölgelerin yolu Anadolu'dan geçtiği için yurdumuz dünyanın hiçbir yerine benzemeyen bir tarihi zenginliğe sahip olmuştur.
      Bu yollar tüccar kervanlarının ve orduların geçmesine yaramaktaydı. Anadolu'da teşekkül eden yolların en eskisi Batı Anadolu'dan başlayarak Orta Anadolu'dan geçen ve doğuya uzanarak Mezapotamya ve İran üzerinden Asya'ya ulaşan yoldur. Med ve Pers İmparatorluk orduları Anadolu'ya , Yunanistan'a ve Balkanlar'a karşı giriştikleri savaşlarda hemen daima bu yoldan geçtiler.
      Grekler bu yola "Kral Yolu" adını vermişlerdir. Ünlü Yunan tarihçisi Heredot (M.Ö. V. Yüzyılda) bu yoldan ilk defa bahsetmiştir. Kral Yolu tarihlerde değişik şehirlerden geçer gösteriliyor. Ankara şehri bu Kral Yolu üzerinde ve Anadolu'nun ortasında hemen her çağda önemli bir mevki olrak kalmıştır. Kral Yolu, bugünkü bilgilerimize göre Efes ve İzmir'den çıkarak Sard üzerinden Beypazarı yakınlarından geçerek Gordion'a ulaşıyordu. Bundan sonra Ankara ilk duraktır. Ankara'dan sonra Kızılırmak bölgesinde Eti'lerin Başşehri olan Hattutaş bu yol üzerinde önemli bir mevkidedir.
     

SELÇUKLULAR DEVRİNDE BEYPAZARI:
      Anadolu'ya Türk akıncıların gelmesiyle Beypazarı'na da ilk Boyları olarak Maraş ve Adana yörelerinden gelen Ramazanoğlulları, Eşrefoğulları ve Dulkadiroğullarının yerleştikleri bildirilmektedir. Aşiret olarak ise Beypazarı yöresine ilk yerleşenler; Bir Türkmen taifesi olan Çobanoğlu aşireti, Bir Yörükan taifesi olan Güdük (Güdüklü), Nallı (Nallu) ve Narlı (Narlü) aşiretleridir. Bölgede önce Danişmendlilerin (1100 yılları), daha sonra 1127'de Anadolu Selçuklu nüfuzuna girmesiyle Selçukluların hakimiyeti başlar. Selçuklu devleti, bir yandan eski bir Hristiyan ülkesinde kurulduğu, diğer yandan nüfusun çoğunluğunu oluşturan göçebe Türkmenler henüz yeni İslamlaştığından, diğer yandan da Ankara ve çevresinin önemli bir sınır bölgesi sayılmasından, Sultanlar bu bölgede İslam dini ve kültürünü güçlendirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla büyük çabalar göstermişler, medrese, zaviye, köprü, cami ve hamamlar inşa etmişlerdir. Selçuklular devrinde Beypazarı bilhassa Rüstempaşa mahallesine doğru bir genişleme göstermiştir. Selçuk Hükümdarlarından Alaaddin'in Veziri olan Rüstempaşa, kendi adıyla bilinen içme suyunu şehre getirmiş ve daha sonra birde hama yaptırmıştır. Paşa hamamı denilen bu hamam Selçuklular zamanında Şevket Hüdai tarafından yaptırılmıştır. Beypazarı içersinde Paşa Camisi ve zamanın İstanbul - Ankara yolunun üzerinden geçtiği Hacılar Köprüsü ile Paşa Hamamı önünden başlayıp her on metrede bir bulunan kubbemsi köprücüklerde Selçuklular'dan kalma idi. Rüstem paşa tarafından yapılan Alaaddin Camisi ve çevresi o zamanlarda şehrin merkezini oluşturmakta idi (1221- 1225). Ankara - İstanbul - Bağdat yolu bu caminin kuzeyinden geçmekteydi. Bu bölgede bulunan Boğazkesen Kümbeti de bu devre ait yapılardandır. Kümbet'in 13. Y.Y da yapıldığı tahmin edilmektedir.
Katkılarından dolayı Ethem Torun'u saygıyla anıyoruz.

 

 


   Bilgi açısından Beypazarliyiz.com'u nasıl buldunuz?



[ Ankete Katıl] | [ Sonuçlar]


 
Beypazarliyiz.com Kasım 2006'dan bu  © Tüm hakları Fatih GÜNGÖR'e aittir.
 E-mail: admin@beypazarliyiz.com