|
Beypazarı Tarihi
İLK ÇAĞLARDA BEYPAZARI:
Anadolu'daki insanlık tarihi, arkeolojik araştırmalarda bulunan kalıntı ve izler
dikkate alındığında, özellikle antalya kıyılarındaki Karain mağarası, Beldibi,
Belbaşı, Öküzini, Kumbucağı mağaraları ile Alanya' daki Kadıini, Isparta' daki
Kapalıin ve Hatay' daki Mağaracık mağaralarındaki incelemeler sonucunda
onbinlerce yıl öncesine kadar uzandığına dair bilgiler vardır.
İç Anadolu'da Ankara'nın batısında bulunan Beypazarı'nın da çok eski bir
tarihe sahip olduğu tarihi belge ve kalıntılardan anlaşılmaktadır.Yapılan
inceleme ve araştırmalara göre çeşitli milletlerin gelip geçtiği ve hüküm
sürdükleri görülmektedir. İnözü vadisine oyulmuş mağaralar, Kızılöz bölgesinde
eski zamana ait buluntular, Kırbaşı'nda görülen Höyükler de yerleşimin
eskiliğini ispat etmektedir. Bölgede ilk yerleşmeler Sarıtepe ve Derbentçik
köylerinde olmuş özellikle Sarıtepe'de bulunan çanak, çömlek, bina temelleri ve
kiremit parçaları oldukça önemli ve değerli bulgulardandır. ancak daha sonra
emniyet açısından bu yerleşmeler Karcıkaya'ya kaydırılmıştır. Bu bölgenin üst
kısımlarındaki "Karınca Mahallesine" ait kalıntılar günümüze kadar
durabilmiştir. O zaman ki duruma göre kolay müdafaa edilebilmesi, iklimin
mutedil olması, ziraate elverişli bir durumda bulunması, 2000 yıldan beri
Avrupa'dan Kudüs'e giden hacıların, İstanbul'dan Bağdat'a giden kafilelerin
uğrğı olan tarihi Bağdat yolunun (Kral Yolu) geçmesi sayesinde Beypazarı
yerleşim için elverişli şartların toplandığı bir yer olarak görülmektedir. Roma
ve Bizanslılar zamanında bu yolların daha da artmış, Roma'dan gelen memurlar,
seyyahlar ve tüccarlar bu yolu takip ederek Bağdat'a kadar gitmişlerdir. Yine
Sakarya hazvası Galatya şehirlerinden Bursa ve Ankara arasında bulunan ve yegane
ulşımı sağlayan yol da Beypazarı'ndan geçmekteydi.
Beypazarı ve çevresinde yaşadıkları bilinen en eski halk; Orta batı Anadolu'da
lokalize olan, Hint - Avrupa kökenli Luwi'lerdir. Luwi'lerin İ.Ö. 3.000. yılın ikinci
yarısında Anadolu'ya girdikleri sanılmaktadır. Hitit metinlerinde Luwi ülkesi
uzak bir memleket olarak belirtilir Bu halk'ın kullandığı dile de Luwice
denilmektedir ki, bu dil aynı zamanda Hititçe'yi de büyük oranda etkilemiştir.
Bunlardan sonra Kızılırmak kavisi içinde yaşamış olan Hatti ve Hurri'lerin
Beypazarı ve çevresinin en eski sakinlerinden oldukları tarihi belgelerden
anlaşılmaktadır.
Madencilikte çok ileri gitikleri söylenen Luwi ve Hatti'lerin bölgede
yeraltında açtıkları maden ocaklarını da görmek mümkündür. Özellikle Beypazarı
İmözü kayalarına yakın yerlerde antik antik maden işletmesi kalıntıları vardır.
Hitiler ile akraba olan Luwi'ler yeni gelenlerin etkisiyle güneye çekilmişler ve
M.Ö. 1200 yıllarından sonra da etkinliklerini kaybetseler de varlıklarını
koruyabilmişlerdir. Daha sonra Beypazarı ve Çevresinde Hititler egemen olmuşlar
ve Hitit İmparatorluğundan sonra da Orta Anadolu'da ikinci büyük devlet
Frig'lerdir(İ.Ö. 750) İ.Ö. 8.
yüzyılda güçlü bir devlet olan Antik Frigya bölgesinde Anadolu koyun ve
keçilerinin yünü oldukça ünli ve çok kaliteliydi. Bu yün bugün bile Ankara ve
Özellikle Beypazarı ile çevresinde yetiştirilen keçilerden elde edilen ve moher
diye bilinen keçi yünü Dünya'da fazlasıyla meşhurdur, ayrıca Hititler döneminde
yapılan taş kabartmalarda tiftik keçisi motiflerine rastlanılması bu düşünceyi
doğrulamaktadır. I. yüzyılda yaşamış olan Plinius Friglerin moherden işlemeli
kumaşlar dokuduklarından bahsedilmiştir.
Bir nevi Anıt Mezar olan tümülüsler de Friglerin karakteristik yapılarından
olup, Beypazarı yakınlarındaki Gordion, Frig tümülüslerinin güzel bir örneğini
teşkil etmektedir. Tahirler köyüne yakın iki tarihi taş kalenin (Poyrazoğlu ve
Kızların sekisi) kalıntılarının bulunması, seramik delillere dayanıldığında bu
kalelerin tarih olarak Hitit ve Frigya dönemine ait olup Roma ve Genç Roma
zamanlarında da kullanıldığı ortaya çıkmıştır.
Friglerden sonra Beypazarı yöresinde Sakarya
nehri (Sangarios) civarında yaşayan müstakil bir devlet kuramayan ancak yabancı
ordularda ücretli asker olarak çarpışan Galat'lar (İ.Ö. 3.Y.Y) hakimiyet sağlamışlardır. 2. ve 3.
Yüzyıllarda doğudaki savaşların önem kazanması ve yolların daha çok kullanılması
sonucu bölge, orduların durak ve ikmal yaptıkları bir yöre olarak gelişmiş ve
Anadolu'nun koruma sisteminin merkezi haline dönüşmüştür. Galat'ların üç
boyundan biri olan Tektosaylar başkentleri olarak, Beypazarı yakınlarındaki
Ankyra (Ankara)'yı kullanmışlardır. Galat'lardan sonra bölgede yaşamış olan
Romalılar zamanında Beypazarı civarında Dadastana diye bir kentçiğin varlığı
biliniyor. 4. yüzyılda Saray erkanı, resmi ulklar, askerler ve din adamları
bölgeden devamlı geçen bir trafik oluşturmaktaydılar, nitekim M.S. 364 yılında
Ankara'dan İstanbul'a giden Roma ordusu buradan geçiş sırasında İmparator
İovianus burada ölmüştür. M.S. 491 - 518 yılları arasında hüküm süren Bizans
İmparatoru Anastasios IV - V yüzyıldan itibaren bir Piskoposluk merkezi olan
Gordioukome - Ankyra yolu üzerindeki Galatia - Consularis yöresi içindeki yer
alan Lagania'yı ziyaret etmiş ve bu ziyaretin anısına burası Anastasiopolis
olarak anılmaya başlanmıştır. Lagania adını resmi kayıtlarda ilk kullanan
Plinius' dur. Bu ünlü coğrafya yazarı İ.S. 23 - 79 yılalrı arasında yaşadığına
göre, kent tarihçesinin en azından o döneme uzandığı kanıtlanmış olmaktadır.
Roma şehri Anastasiopolis'in (Dikmen Höyük) kalıntılarının yeniden incelenmesi,
Beypazarı Medeniyet Müzesi'nde sergilenen Roma ve Bizans sikkeleri, M.S 4 - 12.
yüzyıllar arasında bu Roma Şehrindeki iksisadi hayatın varlığını gösterir. Roma
İmparatorluğu döneminde, Doğu - Batı doğrultusunda Teakya'dan başlayıp İznik'ten
geçerek Beypazarı ve Ankara yöresine ulaşan anayol buradan da Kilikya ve
Suriye2ye uzanıyordu. 600 lü yıllarda burada yaşayan Hristiyan Azizi Theodoros
piskoposluk yapar ve yine burada ölür. Lagania'nın 12 mil batısında İstanbul'a
giden yolun Aladağ çayını kestiği noktada Sykeon Köyü (Çayırhan) vardır.
Theodoros burada doğmuş, Anastasiapolis' te yaşamıştır. Kirmir çayının
Sakarya'ya birleştiği noktada Petobrigo, ayrıca Gürsöyük ve Mahmutlar arasında,
Sakarya neheri kıyısında bir manastır kalıntısı 5 mil mesafede Aranuia Köyü,
Çayırhan'da Aladağ Vadisine doğru birçok yerleşim yerlerinden bahsedilir. Bunlar
Xeroniaca, Mozamea'dır. Bugün bile kullanılmakta olan İnözü Vadisinden başlayıp
ilçe çarşısına, oradanda bostanlara kadar uzanan su kanalları Lagania döneminden
yani Luwi'lerden kalan en canlı örnektir. Anadolu'da Bizans dönemi yol
sisteminin gelişmesi ise 7. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmıştır. Bu yollar
üzerinde belirli aralıklarla konaklama yerleri oluştutuldu ve farklı bölgelerden
gelen asker grupları buralarda İmparatorluk ordusuna katıldılar. Yıllar süren bu
savaş düzeni içinde İmparator ilkbaharda başkent Constantinople'dan yola çıkar.
Yazın doğu sınırında savaşır, Sonbaharda aynı yol üzerinden başkente geri döner
ve kışın birkaç ayını Başkentte geçirir, ertesi ilkbaharda yeni bir sefere daha
çıkardı.
İPEK YOLU, KRAL YOLU VE TİCARET YOLLARINDA BEYPAZARI
Ekonomik ilşilklerin tarihsel değişim süreci içinde Anadolu'da M.Ö. 7.
yüzyıldan sonra Pazar ekonomisi gelişmeye başlamıştır. Bu tarihten sonra Pazar
için üretime geçilmiş, tahıl üretimi, hayvancılık, meyvacılık, sebzecilik,
dokumacılık, madencilik, zeytinyağı ve şarap yapımı gibi temel ekonomik eylemler
belirli bölgelerde yoğunlaşmış ve gelişmiştir. Bu olgu bölgelerarası ticaretin
gelişmesinde de önemli bir dinamik yaratmıştır. Bu farklı üretim alanlarının
odak noktaları ise bir "Pazar yeri" olan kentlerdir. Diğer yanda, tacaretin
gelişmesi arasında iki yönlü bir işlevsel ilişki söz konusudur. Ana ulaşım
yolları üzerinde bulunan yerler bölgeler arası ticaretten, taşıma kolaylığı
nedeni ile, en büyük payı alırlar.
Genel çizgilerle tanımlanan bu ilişkiler içinde Beypazarı'nın çok eski
dönemlerden başlayarak Anadolu'nun en önemli ulaşım yolları üzerinde bulunduğu
hemen dikkati çekmektedir. Kimler tarafından ve ne zaman kurulduğu kesin olarak
kesin olarak bilinmemekle birlikte, bütün ilk çağ yerleşim yerlerinin yaşaması
için gerekli üç koşul bölgede sağlanmış olamktadır; yerleşim yerini çevreleyen
ova verimli bir tarım alanıdır, yerleşim yerinin kurulduğu sarp yamaçlı tepe
düşman saldırılarına karşı korunma üstünlüğü sağlamaktadır ve yerleşim yeri için
gerekli su yeterli ve yakındaki kaynaklardan sağlanmaktadır.
Beypazarı, Ankara - İzmit - (Bursa) İstanbul yolu üzerindedir. Kara ulaşımı
ve haberleşmenin kervanlarla ve ulaklarla yapıldığı bir dönemde Beypazarı ana
ulaşım akslarının oldukça merkezi bir noktasında yer almaktadır.
Anadolu'da XI. Yüzyılda Türkler ile Bizanslılar ve Haçlılar arasındaki
savaşlar, ticaret yollarının güvenliğini bütünüyle ortadan kaldırmış ve ticaret
engellenmiştir. Bu durum yüzyılın sonuna kadar sürdü.Selçuklular bölgede siyasi
birliği kurduktan sonra Anadolu'da transit ticaret Selçuklu Sultanlarının
Çabalarıyla, gümrük vergileri azaltıldı, zarara uğrayan tüccarlar bir çeşit
devlet sigortası getirldi, yol güvenliği sağlandı ve ana ticaret yolları
üzerinde büyük kervansaraylar, hanlar ve menzil yerleri yapılarak konaklama
olanakları artırıldı. Yüzyıllar boyunca İpek yolu üzerinden ticaret kervanları
gidip geldiler, ta ki deniz ticareti ile araçların gelişmesi ve artmasına kadar.
Beypazarı'ndan geçen İstanbul - Bağdat - Halep - Tebriz ve Bursa - Tebriz
- Bağdat - Halep İpek tolu Ankara'yı İstanbul ve Bursa'ya bağlıyor.
XV. Yüzyılda Bursa önemli bir merkezdi. Bu yıllarda Hüdavendigar
kayıtlarına göre Beypazarı Bursa'nın önce nahiyesi sonra kazasıydı. Beypazarı
Bursa sancağının tarımsal ve hayvansal (et ,sof, tiftik vb.) ihtiyaçlarını
karşılayan kazaların başında geliyordu.
Ankara ve cşvarında üretilen kaliteli sofun da ipek yolu üzerinden
ihracatının yapıldığı bilinmektedir. İpekyolu (İstanbul - Ankara - Bağdat)
Ankara istikametinden, Kapıağzı'ndan girer Havalar Pınarı, Kumsüren Deresi ve
Kumsüren bağları arasından, Boğazkesen Türbesinin önünden, İnözü deresi
üstündeki Derbencik köprüsünden, Bostanlar arasındea Başçeşme önü Nerdibandede
mahallesinden geçerek şehre girer. Rüstempaşa Mahallesi, Sultan Alaaddin
camiinin kuzeyinden geçer ve Kale kapısından çıkar.
KRAL YOLU:
Anadolu, eski çağların büyük kültür çevreleri ortasında bulunduğundan türlü
memleketleri ve kıtaları bibirine bağlayarak bugünkü medeni hayatın gelişmesi
bakımından, arz üzerinde hiçbir toprak parçasına nasip olmayan önemli bir rol
oynamıştır. Yeni meydana çıkarılan eserler Orta Anadolu'nun Balkan yarımadası
ile çok eski bir bağı olduğuna tanıklık eder. Bütün bu bölgelerin yolu
Anadolu'dan geçtiği için yurdumuz dünyanın hiçbir yerine benzemeyen bir tarihi
zenginliğe sahip olmuştur.
Bu yollar tüccar kervanlarının ve orduların geçmesine yaramaktaydı.
Anadolu'da teşekkül eden yolların en eskisi Batı Anadolu'dan başlayarak Orta
Anadolu'dan geçen ve doğuya uzanarak Mezapotamya ve İran üzerinden Asya'ya
ulaşan yoldur. Med ve Pers İmparatorluk orduları Anadolu'ya , Yunanistan'a ve
Balkanlar'a karşı giriştikleri savaşlarda hemen daima bu yoldan geçtiler.
Grekler bu yola "Kral Yolu" adını vermişlerdir. Ünlü Yunan tarihçisi
Heredot (M.Ö. V. Yüzyılda) bu yoldan ilk defa bahsetmiştir. Kral Yolu tarihlerde
değişik şehirlerden geçer gösteriliyor. Ankara şehri bu Kral Yolu üzerinde ve
Anadolu'nun ortasında hemen her çağda önemli bir mevki olrak kalmıştır. Kral
Yolu, bugünkü bilgilerimize göre Efes ve İzmir'den çıkarak Sard üzerinden
Beypazarı yakınlarından geçerek Gordion'a ulaşıyordu. Bundan sonra Ankara ilk
duraktır. Ankara'dan sonra Kızılırmak bölgesinde Eti'lerin Başşehri olan
Hattutaş bu yol üzerinde önemli bir mevkidedir.
SELÇUKLULAR DEVRİNDE BEYPAZARI:
Anadolu'ya Türk akıncıların gelmesiyle Beypazarı'na da ilk Boyları olarak
Maraş ve Adana yörelerinden gelen Ramazanoğlulları, Eşrefoğulları ve
Dulkadiroğullarının yerleştikleri bildirilmektedir. Aşiret olarak ise Beypazarı
yöresine ilk yerleşenler; Bir Türkmen taifesi olan Çobanoğlu aşireti, Bir
Yörükan taifesi olan Güdük (Güdüklü), Nallı (Nallu) ve Narlı (Narlü)
aşiretleridir. Bölgede önce Danişmendlilerin (1100 yılları), daha sonra 1127'de
Anadolu Selçuklu nüfuzuna girmesiyle Selçukluların hakimiyeti başlar. Selçuklu
devleti, bir yandan eski bir Hristiyan ülkesinde kurulduğu, diğer yandan nüfusun
çoğunluğunu oluşturan göçebe Türkmenler henüz yeni İslamlaştığından, diğer
yandan da Ankara ve çevresinin önemli bir sınır bölgesi sayılmasından, Sultanlar
bu bölgede İslam dini ve kültürünü güçlendirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla
büyük çabalar göstermişler, medrese, zaviye, köprü, cami ve hamamlar inşa
etmişlerdir. Selçuklular devrinde Beypazarı bilhassa Rüstempaşa mahallesine
doğru bir genişleme göstermiştir. Selçuk Hükümdarlarından Alaaddin'in Veziri
olan Rüstempaşa, kendi adıyla bilinen içme suyunu şehre getirmiş ve daha sonra
birde hama yaptırmıştır. Paşa hamamı denilen bu hamam Selçuklular zamanında
Şevket Hüdai tarafından yaptırılmıştır. Beypazarı içersinde Paşa Camisi ve
zamanın İstanbul - Ankara yolunun üzerinden geçtiği Hacılar Köprüsü ile Paşa
Hamamı önünden başlayıp her on metrede bir bulunan kubbemsi köprücüklerde
Selçuklular'dan kalma idi. Rüstem paşa tarafından yapılan Alaaddin Camisi ve
çevresi o zamanlarda şehrin merkezini oluşturmakta idi (1221- 1225). Ankara -
İstanbul - Bağdat yolu bu caminin kuzeyinden geçmekteydi. Bu bölgede bulunan
Boğazkesen Kümbeti de bu devre ait yapılardandır. Kümbet'in 13. Y.Y da yapıldığı
tahmin edilmektedir.
|
|
Bilgi açısından Beypazarliyiz.com'u nasıl buldunuz?
|
|