|
Bir
Efsane: Gelin Kayası
Beypazarı'nın girişinde tüm ihtişamıyla ziyaretçileri karşılayan
"Gelin Kayası"nın adını aldığı efsaneleşen hikaye şöyledir: Yıllar
önce şimdilerde "Gelin Kayası" olarak anılan yerde kaval çalarak
koyunlarını otlatan çobanların yanına koyunların sahibi atı ile
gelir ve sohbet etmeye başlarlar. Bu sırada yaklaşmakta olan atlı
gelin alayı görünür ve davul zurna sesleri duyulur. Gelin alayını
gören Ağa sürü çobanına "Hadi bakalım çok iyi kaval çaldığını iddia
ediyordun, şimdi öyle bir kaval çal ki gelini attan indir, gelin
alayını durdur. Eğer beceremezsen bu yıl ki ücretini alamazsın,
şayet gelini attan indirebilirsen sürünün tamamı senin olur" der.
Bunun üzerine çoban kavalını alır ve öyle bir üflemeye başlar ki,
gelin alayındaki herkes kaval sesinin geldiği tarafa bakar ve bir
müddet sonra gelinin bindiği at olduğu yerde durur. Bütün uğraşlara
rağmen at bir adım bile atmaz. Gelin alayının başı kayınpeder;
gelinin elinden tutarak attan indirir ve başka bir ata bindirmek
ister. Olanları gören Ağa; çobana dönerek; "Yeter artık kavalı
üfleme, bahsi sen kazandın sürünün hayrını gör" der. İşte o gün
bugündür bu kayanın adı "Gelin Kayası" olarak anımaktadır.
Tek Başına
Beypazarı-Ayaş yolundaki konik Gelin Kayası'nda bir yalnız
ağacımız vardı; o bir ayıboğan ahlattı. Yapayalnızdı; belki tek
ziyaretçisi Afrika çölündeki Tenere ile Kirmir Çayı arasında gidip
gelen, göçmen Afrika Kara Leylekleri'ydi. Ve orada, uzakta, korkunç
yalnızlığında kim bilir kaç yıldır bir canlı deniz feneri gibi tek
başına durmaktaydı.

|